Aksaray Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü
İpek Yolu ve Hint Kumaşı Semineri Gerçekleştirldi
2.11.2026 13:42:00

Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (ASÜ SBE) organizasyonunda; Aksaray Belediyesi’nin dış paydaşlığında, ASÜ İletişim Fakültesi ve YÖK Bilim Kafe’nin iç paydaşlığında gerçekleştirilen "Toplumsal Katkı Faaliyeti" kapsamında, dünyaca ünlü araştırmacı Prof. Dr. Arindam Das Aksaray’ın tarihî Zinciriye Medresesi’nde ağırlandı. ASÜ SBE Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Selim Karagöz’ün moderatörlüğünde ve çevirmenliğinde düzenlenen seminerde; Bengal bölgesinin meşhur kumaşları muslin ve Jamdani'nin kökenleri, İngiliz sömürgecilik dönemi mücadelesi, İpek Yolu rotaları, kervansaray kültürü ve Doğu-Batı arasındaki dönüşümler şekilde ele alındı.

 

Muslin ve Dhakai Jamdani Kumaşlarının Tarihi ile Etimolojik Kökenleri

Seminerde Bangladeş ve Bengal bölgesinin dünyaca ünlü dokuma sanatının tarihsel derinliğine dikkat çekildi. Bengal pamuğunun kökenleri antik döneme kadar uzanmakta olup MÖ 300'lü yıllara ait Arthaşastra metinlerinde Vanga bölgesinin ince kumaşları övülmüş, MS 1. yüzyıla ait Periplus kayıtlarında ise Hint Okyanusu üzerinden batıya taşınan kıymetli pamuklular dile getirilmiştir. İnce pamuklu dokumalara Orta Çağlarda kaynaklarda daha sık rastlanmaya başlanıyor. MS 851 yılında Arap tüccar Süleyman al-Tajir tarafından kaleme alınan eserde Bengal bölgesinde "bütün bir elbisenin küçük bir yüzüğün içinden geçebileceği incelikte" kumaşların dokunduğu kaydedilmiştir.

Prof. Dr. Arindam Das, bu meşhur kumaşların etimolojik yolculuğuna ve isimlerindeki şiirsel arka plana vurgu yaptı:

  • Muslin: Batılı tüccarların Bengal pamukluları ile ilk kez karşılaştığı Irak'ın Musul kentinden türetilmiştir. Üretildiği coğrafyada ise kumaşların eşsiz şeffaflığı ve hafifliği nedeniyle şebnem (akşam çiyi), ab-i-rawan (akan su) ve baft-hawa (dokunmuş hava) gibi isimlerle anılmıştır. Yani Hindistan ve Bangladeş bölgesinde meşhur olan bir kumaş adını aslında Irak’ın Musul şehrinden alıyor. Bu da İpek Yolu’nun ticaret üzerinden kültürleri ve medeniyetleri de taşıdığına en güzel kanıtlardan biridir.
  • Jamdani: Farsça jama (giysi) ve dani (kap/ibrik) ya da jam (çiçek saksısı/şarap kadehi) ile dani (vazo) kelimelerinin birleşiminden türeyerek “vazodaki çiçek” anlamına gelmektedir.
  • Dhakai Jamdani Tekniği: İnce muslin zemin üzerine elle, özel ilave atkı iplikleriyle ve hiçbir yazılı/çizili desen taslağı kullanılmaksızın, tamamen dokumacının zihnindeki hafızadan ilmek ilmek işlenen yüksek bir zanaat formudur.

 

Babür Dönemi Altın Çağı, İngiliz Sömürge Baskısı ve Kesilen Eller

Jamdani dokumacılığının 1610 yılında Dakka’nın (Cihangir Şah dönemi) Babür başkenti olmasıyla saray atölyelerinde (karkhana) en nitelikli örneklerine ulaştığı ve imparatorluk himayesinde saray erkânı için malmal khas dokunduğu ifade edildi. Babür İmparatoru Alemgir Şah’ın kızının yedi kat Jamdani giymesine rağmen kumaşın olağanüstü şeffaflığı nedeniyle sarayda tartışılması ve 18. yüzyıl yazarı Edward Baines'in bu dokumayı “insanlar tarafından değil, ancak periler ve örümcekler tarafından üretilebilecek bir sanat eseri” olarak tanımlaması kumaşın saray estetiğindeki yerini gösteren örnekler olarak aktarıldı.

Sanayi Devrimi sürecinde İngiliz Doğu Hindistan Şirketi'nin Manchester fabrikaları için pazar payı oluşturan Bengal el dokumaları sert bir sömürge kıyımına maruz kalmıştır:

  1. İthalat Yasağı ve Şiddet: İngiltere 1772 yılında el dokuması muslin ve Jamdani ithalatını yasaklamış; yerel rekabeti ezmek adına Bangladeş'teki el dokumacılarının elleri topluca kesilmiş ve el tezgâhları tahrip edilmiştir.
  2. Yok Olan Pamuk Türü: Bölgenin nemli nehir havasında iplik eğrilmesini sağlayan ve hammaddeyi oluşturan Meghna Nehri kıyılarındaki phuti karpas pamuk türünün nesli bu dönemde tüketilmiştir.
  3. 1947 Bölünmesi ve UNESCO Tescili: 1947 yılındaki Hindistan'ın Bölünmesi sonrasında bazı dokumacı aileler Batı Bengal'e (Phulia, Shantipur, Dhaniakhali) göç ederek "Bengal Jamdani" kolunu oluşturmuş; "Dhakai Jamdani" ise Bangladeş sınırlarında varlığını sürdürmüştür. Bu zengin mirası korumak adına geleneksel Jamdani dokumacılığı 2013 yılında Bangladeş adına UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası listesine alınmış ve 2016 yılında Coğrafi İşaret tescili kazanmıştır.

 

İpek Yolu mu, Pamuk Yolu mu? Kervansaraylar ve Hindistan-Anadolu Hattı

Seminerinde klasik İpek Yolu kavrayışını sorgulayan Prof. Das, tarih boyunca sadece ipeğin değil, pamuğun da rotalar üzerinde iki yönlü geniş bir dolaşıma sahip olduğunu belirtti. Kuzey Hindistan ve Bengal pamuklularının tüccarlar vasıtasıyla Orta Doğu, Osmanlı coğrafyası ve Batı'ya taşındığını; buna karşılık yatay dokuma tezgâhının (11. yy) ve çıkrığın (13-14. yy) Batı Asya ve İran üzerinden Hindistan'a ulaşarak dokuma teknolojisini biçimlendirdiğini aktardı.

Babür yol ağının (Dakka, Delhi, Kabil, Kandahar, Multan, Surat) Babür Şah'ın Babürname eserinde Kabil ve Kandahar kervan pazarlarında beyaz Hint muslinleriyle buluştuğu belgelenmiştir. Prof. Das, bu ticaret yolunun Anadolu ayağının Tebriz, Erzurum, Erzincan, Sivas, Kayseri ve Selçuklu merkezi Konya üzerinden geçtiğini dile getirdi.

Söyleşide ayrıca tarihî kervansarayların sadece birer konaklama yeri değil, aynı zamanda motiflerin, desenlerin teşhir edildiği birer görsel sergi alanı olduğuna değinildi. Prof. Das’ın tespitlerine göre Babürlüler zamanında Cihangir dönemi kervansaray portallerindeki çinilerde (Sarai Amanat Khan'daki vazo-çiçek paneli veya Doraha'daki çok köşeli yıldızlar) yer alan motiflerin; Türkiye'deki Manisa Yeni Han ve Beyşehir Eşrefoğlu Hanı gibi Türk prototipleriyle doğrudan estetik bağlar taşımaktadır.

 

Motiflerin Yolculuğu: Laleden Lotusa Çift Çeviri ve Anadolu Kilimleriyle Negatif Test

Prof. Das, İslam ve Osmanlı sanatındaki motiflerin Bengal dokumalarına yansımasını bir "çift çeviri" süreci olarak değerlendirdi:

  • Lale ve Hatayi Motifleri: Osmanlı saray sanatında ebced hesabıyla "Allah" kelimesiyle aynı değere (66) sahip olan ve tasavvufi anlamlar taşıyan lale motifi ile kökeni Çin'e dayanan stilize çiçek kesiti Hatayi motifi İpek Yolu üzerinden bölgeye ulaşmıştır.
  • Laleden Lotusa Geçiş: Dokuma tezgâhının kademeli ve dik açılı yapısı nedeniyle dikey lale formları tezgâhta zorlanmış; Bengalli dokumacılar lale formunu yerelleştirerek kendi kültürlerindeki açılmamış lotus tomurcuğuna (padma koli, kamal, shapla) dönüştürmüştür. Bu form, Hint felsefesindeki bolluk ve bereket kabı olan purna-ghata (vazodaki çiçek) kültürüyle birleşmiştir.
  • Anadolu Kilimleriyle Negatif Test: Anadolu kilimlerinin 7 temel koruyucu ve göçebe motifi (koçboynuzu, kurtağzı, nazar, çengel göz vb.) ile Jamdani karşılaştırıldığında, Jamdani'ye sadece "yıldız" (tara) motifinin geçtiği görülmüştür. Das, Jamdani'nin kırsal veya çoban sanatı değil; saray estetiğine ve felsefeye odaklanan yüksek bir gelenek olması sebebiyle konargöçer koruma sembollerini içermediğini açıkladı.

 

Tülbent, Tulip ve Şehir İsimlerinin Etimolojik Dönüşümü

Seminerin en dikkat çekici etimolojik analizlerinden biri de kumaş ve çiçek isimlerinin kıtalar arasındaki isim değiştirme serüveni oldu:

  1. Farsça türban anlamına gelen dolband kelimesi, Osmanlı Türkçesinde dülbend ve Türkçede ince pamuklu gazlı bez/baş örtüsü anlamındaki tülbent kelimesine dönüşmüştür.
  2. Avrupalılar Osmanlı coğrafyasında lale çiçeğini gördüklerinde onu giyilen türbana benzeterek kelimeyi tulipan ve nihayetinde tulip (lale) olarak kendi dillerine aktarmışlardır.
  3. Tıpkı Musul kentinden muslin kelimesinin türemesi gibi; kumaşlar, çiçekler ve şehirler rotalar boyunca yeniden adlandırılmıştır. Türkçedeki "Kendini bulunmaz Hint kumaşı zannediyor" deyiminin de tarihsel olarak nadide Bengal pamuklularının erişilmezliğine yapılan etimolojik ve kültürel bir vurgu olduğu ifade edildi.

 

Kapanış, Teşekkür Belgesi ve Plaket Takdimi

Akademisyenlerin, öğrencilerin ve davetlilerin katılımıyla gerçekleşen seminer, soru-cevap bölümünün ardından düzenlenen takdim töreni ile tamamlandı.

Programın sonunda, ASÜ SBE Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Uğur Yıldız, katkılarından dolayı konuşmacı Prof. Dr. Arindam Das’a Teşekkür Belgesi takdim etti. Ardından YÖK Bilim Kafe Sorumlusu Doç. Dr. Ergin Altunsabak ise günün anısına ve kurumlar arası başarılı iş birliği vesilesiyle Prof. Dr. Arindam Das’a plaket takdiminde bulundu.

 

53